ODTÜ DOĞA TOPLULUĞU
|
Gözlerimizi hayata '94 yılı baharında açtık. Henüz toprak üstüne çıkmış genç bir fidanız ama köklerimiz çok derinlerde; 16.yy'da yaşamış bir şövalyeye, Don Quijote'a uzanmakta. Don Quijote'u yalnızca topluluğumuzun amblemi olarak seçmedik; o aynı zamanda bu çetin yolculuğun zor anlarında umudun simgesi bizim için. Kendimizle ilgili çelişkileri bile aşamadığımız bu zorlu yolda bir de modern dünyanın devleriyle çarpışmak bizi çoklukla pes etme noktasına getiriyor. Ama herşeye rağmen bir an bile durmamak gerek. Artık yağama ait değerler Don Quijote'un bahsettiği Altın Çağ'dakinden çok farklı durumda. Modern şehirlerimizde yaşam tam bir keşmekeş içinde devam ediyor. Koskoca bir gün boyunca etrafımızı saran duvarları aşıp güzellik adına herhangi birşeye ulaşamadığımız zamanlar çok. Oysa bir tek solukta bir çiçeğin kokusunu içimize çekenilir; bir kuşun cvıltısını, bir yaprağın formunu, bir ağacın sessizliğini çok kısa bir anda hissedebiliriz. Onlara ulaşmak bu kadar kolayken biz hepsinden uzakta, büyük bir karmaşanın ortasında, kendimizden bile uzakta yaşıyoruz. Aslında Hermann Hesse'in de dediği gibi "Yaşantılarımız, kendimize giden bir yol, yol taslağıdır." Arayışların, yol taslaklarının, içimize giden yolların, yaşamın Doğa Topluluğu'yla ilgisini merak edeceksiniz. Bizce "yaşam" ve "doğa" hiç de birbirlerinden farklı kavramlar değil. Doğanın en büyük gücüdür yaşama içgüdüsü; ve yalnızca bu anlayıştan dolayı biz, Doğa Topluluğu, "her türlü yaşama saygı" deriz. İçimize giden yola, kendimize ulaşmaya gelince; bizce her canlı ancak kendi bakış açısıyla dünyayı tanımlayabilir. Ve biz de doğayı, yaşamı tanımlamak istiyorsak önce kendimizi tanımalıyız. Aslında şu anda her ne kadar doğadan uzakta yaşıyor olsak da tüm canlılar gibi biz de doğanın özünü, onun bir parçasını içimizde taşıyoruz. Tüm isyankarlığımıza rağmen, kuralları hala karşı gelemediğimiz, tüm canlılar gibi uymak zorunda olduğumuz kurallar. Bu nedenle artık ona sırtımızı çevirerek yaşayamayacağımızı anlamalı, kendi içimizdeki özün bizi doğayla bütünleştirmesine izin vermeliyiz. Belki de o zaman kaybettiğimiz saflığı, doğallığı geri kazanabiliriz. İşte doğa adına çıktığımız bu yolda bir yandan insanoğlunun kirlettiği doğanın yaralarını sarmak, bir yandan da kendi adımıza bulmamız gereken yanıtları aramak zorunda olduğumuz için böylesine sıkıca umuda, Don Quijote'a sarılıyoruz. Şehirlerde gördüğümüz yaşam bizi, aradığımız cevapların doğada olduğuna inandırıyor. Onu anlamak, onun umarsızlığı içinde süren dinginliği hissedebilmek kendimizi hissedebilmektir. Bunun için bazen bir çiçeğin başında saatler geçirmemiz, bazen şırıl şırıl akan derenin kıyısına oturup onunla söyleşmemiz, bazen de bir çınarın gölgesine sığınıp sunduğu bilgelik meyvesinden tatmamız gerekir. Kimi zaman da yanına bile yaklaşamayız o sırların. Bu ötle bir dünyadır ki, ne tek başına aklımız yeter anlamaya, ne de yüreğimiz. Yok olanı yerine koyacak, kirlenen doğayı temizleyecek, başına açtığımız dertleri iyi edeceksek sadece sevgi yetmez, bilgi de gerekir. İşte Doğa Topluluğu'nu başlatan ve devam ettiren iç içe geçmiş bu üç halkadır: Sevgi, bilgi ve koruma. Bizce doğada herkesin bulabileceği birşeyler var, ancak doğru şeyleri bulmak için önce doğru bir yaklaşım gerekir, belki de bir yaklaşımlar bütünü. Çünkü doğada akıp giden yaşamın zenginliği tek bir yönden bakmakla anlamak imkansızdır. Doğayı tamamen anlamak ancak bir şairin duyarlılığı, bir bilim adamının gözlemciliği ve çevresine saygılı bir insanın düşüncelerinin birleşmesiyle mümkündür. |